Vâkıa Suresi
سُورَةُ الوَاقِعَةِ
The Inevitable •
Mekke İnişli
Sesli Dinle (Mishary Rashid Al-Afasy)
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
Meali: Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
2
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
Meali: Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
3
خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ
Meali: Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
4
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا
Meali: Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
5
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا
Meali: Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
6
فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا
Meali: Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
7
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَٰثَةًۭ
Meali: Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
8
فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
Meali: İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
9
وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
Meali: Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
Meali: İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
11
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
Meali: Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
12
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Meali: Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
13
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
Meali: Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
14
وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
Meali: Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
15
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ
Meali: Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
Meali: Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ
Meali: Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
18
بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ
Meali: Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
19
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
Meali: Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
20
وَفَٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
Meali: Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
21
وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
Meali: Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
22
وَحُورٌ عِينٌۭ
Meali: İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
23
كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
Meali: İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
24
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Meali: İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
25
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا
Meali: Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.
26
إِلَّا قِيلًۭا سَلَٰمًۭا سَلَٰمًۭا
Meali: Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
27
وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ
Meali: Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
28
فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ
Meali: Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
29
وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ
Meali: Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
30
وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ
Meali: Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
31
وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ
Meali: Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
32
وَفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ
Meali: Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
33
لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ
Meali: Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
34
وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ
Meali: Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
35
إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءًۭ
Meali: Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
36
فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا
Meali: Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
37
عُرُبًا أَتْرَابًۭا
Meali: Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
38
لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
Meali: Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
39
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
Meali: Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
40
وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
Meali: Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
41
وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
Meali: Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
42
فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ
Meali: İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
43
وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ
Meali: İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
44
لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ
Meali: İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
45
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
Meali: Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
46
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
Meali: Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
47
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Meali: Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
Meali: "Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
49
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ
Meali: De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
50
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
Meali: De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
51
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
Meali: Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
52
لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ
Meali: Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
53
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
Meali: Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
Meali: Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
55
فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
Meali: Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;
56
هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
Meali: İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.
57
نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
Meali: Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?
58
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
Meali: Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
59
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ
Meali: Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
60
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
Meali: Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
Meali: Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
62
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
Meali: And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?
63
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
Meali: Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
64
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
Meali: Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
65
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
Meali: Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
66
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
Meali: Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
67
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Meali: Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
68
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
Meali: Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
69
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
Meali: Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
70
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
Meali: Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?
71
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
Meali: Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
72
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
Meali: Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
73
نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ
Meali: Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
74
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Meali: Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
75
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
Meali: Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
76
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
Meali: Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
77
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ
Meali: Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
78
فِى كِتَٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ
Meali: Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
79
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
Meali: Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
80
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meali: Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
81
أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
Meali: Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?
82
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
Meali: Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?
83
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
Meali: Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
84
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ
Meali: Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
85
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
Meali: Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
86
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
Meali: Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
87
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Meali: Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
88
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
Meali: Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
89
فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ
Meali: Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
Meali: Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
91
فَسَلَٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
Meali: "Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
92
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
Meali: Eğer, sapık yalancılardan ise,
93
فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ
Meali: Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
94
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
Meali: Cehenneme sokulur.
95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
Meali: Doğrusu kesin gerçek budur.
96
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Meali: Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.