Hâkka Suresi
سُورَةُ الحَاقَّةِ
The Reality •
Mekke İnişli
Sesli Dinle (Mishary Rashid Al-Afasy)
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَآقَّةُ
Meali: Gerçekleşecek olan!
2
مَا ٱلْحَآقَّةُ
Meali: Nedir o gerçekleşecek olan gün?
3
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ
Meali: Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?
4
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ
Meali: Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.
5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ
Meali: Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.
6
وَأَمَّا عَادٌۭ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍۢ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۢ
Meali: Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.
7
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍۢ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًۭا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۢ
Meali: Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.
8
فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍۢ
Meali: Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?
9
وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ
Meali: Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi.
10
فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةًۭ رَّابِيَةً
Meali: Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.
11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ
Meali: Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
12
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةًۭ وَتَعِيَهَآ أُذُنٌۭ وَٰعِيَةٌۭ
Meali: Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
13
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ
Meali: Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
14
وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ
Meali: Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
15
فَيَوْمَئِذٍۢ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
Meali: Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍۢ وَاهِيَةٌۭ
Meali: Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.
17
وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ ثَمَٰنِيَةٌۭ
Meali: Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.
18
يَوْمَئِذٍۢ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌۭ
Meali: O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.
19
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَٰبِيَهْ
Meali: Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
20
إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ
Meali: Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
21
فَهُوَ فِى عِيشَةٍۢ رَّاضِيَةٍۢ
Meali: Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
22
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ
Meali: Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
23
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌۭ
Meali: Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
24
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ
Meali: Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz."
25
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَٰبِيَهْ
Meali: Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
26
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
Meali: Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
27
يَٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ
Meali: Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
28
مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ
Meali: Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
29
هَلَكَ عَنِّى سُلْطَٰنِيَهْ
Meali: Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
Meali: İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."
31
ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ
Meali: "Sonra cehenneme yaslayın"
32
ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍۢ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًۭا فَٱسْلُكُوهُ
Meali: "Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";
33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ
Meali: "Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı."
34
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
Meali: "Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."
35
فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَٰهُنَا حَمِيمٌۭ
Meali: "Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."
36
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍۢ
Meali: "Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
37
لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَٰطِـُٔونَ
Meali: "Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
38
فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
Meali: Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
39
وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
Meali: Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
40
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍۢ كَرِيمٍۢ
Meali: Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
41
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تُؤْمِنُونَ
Meali: O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!
42
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَذَكَّرُونَ
Meali: Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!
43
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meali: Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
44
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ
Meali: Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
45
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ
Meali: Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
46
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ
Meali: Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
47
فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَٰجِزِينَ
Meali: Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.
48
وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌۭ لِّلْمُتَّقِينَ
Meali: Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
49
وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
Meali: İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
50
وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
Meali: Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür.
51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ
Meali: O, şüphesiz kesin gerçektir.
52
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
Meali: Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et.